11:00 - Muzun Maskesi Bakın Nasıl Yapılıyor?
10:57 - Meşe Balının Faydaları Bakın Nelerdir?
10:56 - Maden Suyunun Avantajları Nelerdir?
10:54 - Limonun zayıflama üzerindeki etkisi nasıl
10:52 - Kışın Bebekleri Bakın Nasıl Bir Şekilde Giydirmeliyiz?
01:47 - Kış Çayının Bakın Tarifi Nasıl
01:46 - Kısa Bir Süre İçinde Tekrar Forma Nasıl Ulaşılır
01:44 - Kefir Diyeti Ne Anlama Gelir?
01:43 - Kabaktan Yüz Maskesi Bakın Nasıl Yapılır?
01:42 - İnsanları aptal yapan IQ seviyesini İndiren gıdalar bakın neler?
O an içimdeki üzüntü yerini devasa bir öfkeye bıraktı. Ancak belli etmedim. Babamın tüm yaralarını fotoğrafladım, sesini kaydettim ve hemen telefonumu çıkardım.
Çünkü onların bilmediği çok önemli bir gerçek vardı: Yıllardır Mali Suçlar ve Yaşlı Hakları Soruşturma Büro Başkanlığı yapan kıdemli bir Cumhuriyet Savcısıydım!
Hemen Başsavcıyı arayarak, “Acil koruma kararı ve arama kararına ihtiyacım var,” dedim.
Ertesi sabah kahvaltıda Erdem ve Hande beni aşağılamaya devam ettiler. Saat tam 09:30’da bahçede iki sivil polis aracı belirdi. Erdem kahve fincanıyla cama yaklaşıp, “Kim bu küstahlar?” diye söylenirken kapı üç kez sertçe çalındı: “Polis! Kapıyı açın!”
Kapıdaki görevliler içeri girerken Erdem öfkeyle üzerime yürüdü: “Polisi sen mi aradın? Sen ne yaptığını sanıyorsun!”
Sakinliğimi koruyarak ayağa kalktım. “Yerel polisi aramadım Erdem. Ankara Mali Suçlar Mücadele Ekiplerini ve Yaşlı Koruma Birimini çağırdım. Nöbetçi mahkeme sabah saat altıda hakkınızda gözaltı kararı çıkardı.”
Özel ekiple gelen Komiser Murat, arama kararını okudu. Hande çığlık atarak babamın demans hastası olduğunu ve benim para peşinde koştuğumu iddia etti.
Önümdeki evrak klasörünü açarak yanıt verdim: “Vekâletnamedeki noter mührü 11 ay önce vefat etmiş bir kadına ait. Babamın akli dengesinin yerinde olmadığını belirten doktorun diploma numarası ise Florida’daki emekli bir cildiye uzmanına ait! Tüm belgeleri sahte düzenlemişsiniz.”
Erdem şaşkınlıkla, “Zeynep… Biz kardeşiz!” diye kekeledi.
“Kardeşler 78 yaşındaki babalarını yatak demirine iple bağlamaz Erdem!” diye bağırdım. “Paraları nereye aktardığınızı da biliyoruz. İsviçre’deki gizli hesabınız iki saat önce donduruldu. Çaldığınız her kuruşa devlet tarafından el konuldu.”
Erdem ve Hande gözyaşları içinde polisler tarafından kelepçelenerek evden çıkarıldı.
Dört ay sonra gerçekleşen mahkemede, sunduğum yüksek çözünürlüklü darp fotoğrafları, ses kayıtları ve sahte evrak delilleri sayesinde yargılama üç günde tamamlandı. Babamın mahkemeye gelip ifade vermesine bile gerek kalmadı.
Mahkeme sonucu oy birliğiyle açıklandı: Erdem, yaşlıya şiddet, nitelikli dolandırıcılık ve evrakta sahtecilikten 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hande ise organize suça katılmak ve tehditten 9 yıl hapis cezası aldı. Hukuksuz şekilde satılan Sapanca’daki göl evi mahkeme kararıyla geri alındı ve babamın adına kurulan korumalı bir vakfa devredildi.
Altı ay sonra, Sapanca’daki göl evimizin bahçesinde ılık bir bahar havası vardı. Babam veranda kenarındaki kırmızı sardunyalarla ilgileniyordu. Kilo almıştı, yüzü huzur doluydu ve üzerine hafif, kısa kollu bir tişört giymişti. Artık morlukları gizleyecek kalın ceketlere ihtiyacı yoktu.
Bana dönüp gülümsedi ve “Geldiğin için teşekkür ederim kızım,” dedi.
Eline dokundum. Derisi sıcak ve güvendeydi. “İhtiyacın olan her zaman yanında olacağım baba,” dedim.
O gün ilk kez anladım ki; evimizdeki o ağır sessizlik artık bir korkunun değil, hakikatin ve adaletin getirdiği derin bir huzurun sessizliğiydi.