11:00 - Muzun Maskesi Bakın Nasıl Yapılıyor?
10:57 - Meşe Balının Faydaları Bakın Nelerdir?
10:56 - Maden Suyunun Avantajları Nelerdir?
10:54 - Limonun zayıflama üzerindeki etkisi nasıl
10:52 - Kışın Bebekleri Bakın Nasıl Bir Şekilde Giydirmeliyiz?
01:47 - Kış Çayının Bakın Tarifi Nasıl
01:46 - Kısa Bir Süre İçinde Tekrar Forma Nasıl Ulaşılır
01:44 - Kefir Diyeti Ne Anlama Gelir?
01:43 - Kabaktan Yüz Maskesi Bakın Nasıl Yapılır?
01:42 - İnsanları aptal yapan IQ seviyesini İndiren gıdalar bakın neler?
Kocamın Cenazesinde Oğlum Elimi Sıktı ve Kulağıma Fısıldadı: “Artık Bu Ailenin Bir Parçası Değilsin.”
Anahtarları ve vasiyeti elimden çekip aldığında dünyam başıma yıkıldı.
Sanki hiçbir değerim yokmuşum gibi gülümsedi.
Ben ise sadece başımı salladım…
Gitmeden önce sessizce ceketinin cebine küçük bir şey bıraktım.
Kimse görmedi.
Kimse şüphelenmedi.
Ama onu bulduğunda…
Artık çok geç olacak.
Kocam Murat’ın cenaze günü…
Hava, kadife çiçeklerinin ve yağmurla ıslanmış toprağın kokusuyla doluydu.
Üzerimde siyah bir elbise vardı.
Omuzlarımda ise gözyaşlarımı silmeye yetmeyen ince bir şal duruyordu.
Yanımda oğlum Can vardı.
Çenesi sıkılmıştı.
Bakışları tabuta kilitlenmişti.
Sanki hâlâ yarım kalmış bir hesap varmış gibiydi.
Murat ani bir kalp krizi sonucu hayatını kaybettiğinden beri…
Can tamamen değişmişti.
Soğuk ve mesafeli olmuştu.
Etrafımdan fısıltılar yükseliyordu.
Para…
Ankara’daki ev…
Aile şirketi…
Bir de Aslı isminden söz ediliyordu.
Ama ben bunların hiçbirine inanmak istemiyordum.
Rahip konuşmasını bitirdikten sonra insanlar başsağlığı dilemek için yanımıza gelmeye başladı.
Tam o sırada…
Can elimi tuttu.
Beni teselli edecek kadar nazik değil…
Canımı acıtacak kadar sertti.
Kulağıma eğilip fısıldadı:
“Artık bu ailenin bir parçası değilsin, anne.”
Sanki mideme yumruk yemiş gibi oldum.
Bir şey söylemek istedim.
Ama tek kelime bile söyleyemedim.
Elimi bırakmadan…
Birkaç adım ötede duran Murat’ın avukatı Ahmet Bey’i işaret etti.
Avukat evrak çantasını açtı.
İçinden mühürlü bir zarf çıkardı.
“Vasiyet,” dedi Can yüksek sesle.
Belgenin üzerinde Can’ın imzasını gördüm.
Bir de noter mührü vardı.
Can belgeyi…
Sanki en başından beri ona aitmiş gibi eline aldı.
Ardından çantama uzandı.
“Anahtarlar,” dedi.
Zaten hepsini almıştı.
Evin giriş kapısının…
Garajın…
Çalışma odasının…
Hepsinin anahtarları ondandı.
“Hepsi bir yanlışlık,” diyebildim güçlükle.
Avukat gözlerimin içine bakmaktan kaçındı.
“Hanımefendi,” dedi, ezberlenmiş bir cümleyi okur gibi.
“Bu belgeye göre tek mirasçı oğlunuz.”
Etraftaki insanlar başlarını öne eğdi.
Utanç…
Öfke…
Ve başımı döndüren tarifsiz bir hüzün hissettim.
Bağırmadım.
Çünkü o an anladım.
Bunu, beni herkesin önünde aşağılamak için yapıyordu.
Arkamı döndüm.
Gözyaşlarımı içime akıtarak mezarlığın çıkışına doğru yürüdüm.
Can ise…
“Ne kadar güçlü bir evlat.”
diyerek sırtını sıvazlayan insanların arasına karıştı.
Mezarlığın kapısından çıkmadan hemen önce yanına bir kez daha yaklaştım.
Sanki vedalaşacakmışım gibi…
Ceketini omuzlarına düzelttim.
Ve tek bir hızlı hareketle…
İç cebine küçük bir şey bıraktım.
Hiç fark etmedi.
Ben ise fark ettim.
Plastiğin kumaşa hafifçe çarpan o küçük sesini duydum.
Ben uzaklaşırken…
Telefonum bir kez titredi.
Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen o sessiz hareket…
Çok yakında oğlum ve Murat’ın ailesi hakkında bildiğimi sandığım her şeyi değiştirecek sırları ortaya çıkaracaktı.
O küçücük, sessiz hamle…
Sahip oldukları her şeyi yıkabilecek güce sahipti.
Ve Can…
Dünyasının birkaç gün içinde tamamen altüst olacağından henüz habersizdi.Devamını Okumak İçin..Ayrıntılar diğer sayfada haberimiz detayındadır..HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.